+ Yorum Gönder
İslami Konular ve İslami Sorular - Cevaplar Bölümünden Sadaka nedir, nelerden verilir ve nasıl yapılır? Sadaka bela ve musibetleri yok eder, ömrü de uzatır ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Gülehasret
    Süper Moderatör


    Sadaka nedir, nelerden verilir ve nasıl yapılır? Sadaka bela ve musibetleri yok eder, ömrü de uzatır





    Sadaka nedir, nelerden verilir ve nasıl yapılır? Sadaka bela ve musibetleri yok eder, ömrü de uzatır Forum Alev
    Sadaka nedir, nelerden verilir ve nasıl yapılır? Sadaka bela ve musibetleri yok eder, ömrü de uzatır, denilmektedir. Bununla ilgili rivayetler nelerdir? Sadaka ömrü uzatır, sözünü nasıl anlamak gerekir?


    Sadaka, Allah rızası için fakirlere, muhtaç kimselere, karşılıksız olarak verilen şey; yapılan yardım, her türlü iyilik; Allah yolunda yapılan harcamadır.(1)

    Yapılan herhangi bir yardım veya iyiliğin sadaka sayılabilmesi için şu üç özelliğin birlikte bulunması gerekmektedir.

    1. Allah rızası için yapılmalıdır,

    2. Özellikle fakir ve ihtiyacı olan kişilere yapılmalıdır,

    3. Karşılıksız olarak yapılmalıdır.

    Bu üç şart birlikte gerçekleşmezse verilen şey sadaka olarak değer kazanmaz.

    Sadaka, Allah’ın buyruklarına uymanın açık bir işareti ve fiili bir şahididir.

    Yüce Rabbimiz; “Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar ertelesen de, sadaka verip iyilerden olsam! demeden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın.”(2)

    “Ey iman edenler! kazanlıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın…”(3) buyurarak inananlara sadaka vermeyi emretmekte,

    Gerçek müminleri ise; “Kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.”(4)
    “Onlar bollukta, darlıkta Allah yolunda harcarlar.”(5) diye tarif etmektedir.

    Sadaka, Allah’ın rızasını kazanmanın, dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmenin yoludur.

    Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim'de; Allah yolunda yapılan her iyi ve güzel davranışın karşılığını vereceğini belirterek şöyle buyurmaktadır:
    “Allah müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır.”(6)
    “Kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz.”(7)
    “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kalkmayan ve gönül incitmeyenlerin Rabbleri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.”(8)

    “Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilmez.”(9)

    “…Sadaka veren erkeklerle, sadaka veren kadınlar….var ya, işte onlar için Allah bağışlama ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.(10)

    “Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”(11)

    Sadaka, malı eksiltmez(12), malı çoğaltır ve bereketlendirir.

    Bir kutsi hadiste: “Ey Ademoğlu! İnfak et ki, Ben de sana infak edeyim.”(13) buyrulmaktadır.

    Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma’ya şu tavsiyede bulunmuştur.

    “Ey Esma! Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin. Saymadan ver ki, Allah da sana saymadan versin. Kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana nimetini eksik etmesin, kesenin ağzını bağlamasın. İnfak et ki Allah da sana infak etsin.”(14)

    Sadaka, Allah’ın verdiği nimetlere şükrün ifadesidir.

    Yüce Rabbimiz; verdiği nimetlere şükretmemizi emretmekte, nankörlük etmememizi.(15) istemekte, “Verdiği nimetlere şükrettiğimiz takdirde bize nimetlerini artıracağını, (16); “Kıyamet gününde, bize verilen her türlü nimetten hesaba çekileceğimizi” bildirmektedir.”(17)

    Sadaka, dünyada yoksulun, ahirette verenin yüzünü güldüren ve insanı Rabbine yaklaştıran bir bağıştır.

    Sahabe-i Kiramın sevgili Peygamberimiz (sav)'e, "Ya Resulallah! Allah yolunda ne infak edelim?" Diye sormaları üzerine, Yüce Rabbimiz: “(Ya Muhammed!) Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ihtiyaçtan arta kalanı.”(18) (harcayın) buyurmuştur. “Biz hayır olarak ne verirsek, şüphesiz Allah onu bilmektedir.”(19) “Allah harcadığımız her şeyin karşılığını verecektir.”(20) “Zerre ağırlınca bir hayır işleyen onun karşılığını görecektir.”(21)

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “(İyilik yapmak ve) iyiliği tavsiye etmek sadaka olduğu gibi kötülükten sakınmak ve başkalarını da sakındırmak sadakadır.”(22)

    "Sadaka vermede acele ediniz, zira bela sadakanın önüne geçemez.”(23)

    “Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allah Teala yedi insanı Arşın gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin bilmeyeceği kadar sadakayı gizli veren kimsedir.” buyurmuşlardır.(24)

    Ömer b. Abdülaziz: “Namaz seni yolun yarısına, oruç da Melik’in kapısına, sadaka ise Melik’in huzuruna iletir.” demiştir.

    Nitekim Yüce Rabbimiz “Kullarım, Beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki) gerçekten Ben (onlara) çok yakınım.”(25) buyurmaktadır. İki kutsi hadiste ise bu gerçek şöyle ifade edilmektedir.

    “Ben kulumun zannına (inancına) göreyim. Kulum Beni zikrettiğinde, Ben onunlayım. (Rahmetim, tevfik ve yardımım onunla beraberdir). O Beni kalbinde gizlice zikrederse, Ben de onu bu şekilde anarım. Beni bir toplum içinde zikrederse, Ben de kulumu o toplumdan daha hayırlı bir toplum içinde (Rahmetimle) anarım.”(26)

    “Kulum bana bir karış yaklaştığı zaman, Ben ona bir arşın yaklaşırım; O Bana bir arşın yaklaşınca, Ben ona bir kulaç yaklaşırım; O bana yürüyerek geldiği zaman, Ben ona koşarak varırım.”(27)

    “Sensin bize bizden yakın, / Görünmezsin hicap nedir?”(28)

    Dizeleriyle Yunusumuz bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir.

    Sadaka, belayı önler, ömrü uzatır, hataları yok eder ve insanı cehennem ateşinden korur.

    Sevgili Peygamberimiz: “Az da olsa gücünüz yettiği kadar sadaka veriniz.” (29)

    “Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.”(30) “güzel bir söz;(31) her meşru ve güzel bir iş sadakadır.(32)

    “Bir hurma da olsa sadaka verin, çünkü o bir hurma açlığı giderir. Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da hataları yok eder.”(33)

    “Sadaka Allah’ın öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.”(34)

    “Sadaka, belayı önler ve ömrü uzatır.”(35); ”Suyun ateşi söndürdüğü gibi günahların azabını söndürür.”(36) buyurmuşlardır.

    İbni Ebi Ca’d: “Sadaka yetmiş kötülük kapısını kapatır.”diyor

    Hz. Lokman, oğluna: “Oğlum! Bir hata işlediğinde hemen arkasından sadaka ver.”(37) tavsiyesinde bulunmuştur.

    Şunu iyi bilmeliyiz ki; “Az sadaka çok belayı defeder.”

    Sadaka, en kıymetli, en iyi, en temiz, en güzel ve en sevimli malı Allah rızası için infak etmektir. Zira, Allah Teala temizdir. Ancak temiz olanı kabul eder.(38)

    Hz. Peygamber: “Helaldan kazandığı malını infak edenlere müjdeler olsun.”(39) buyurmuştur.

    Servetinin iyisini kendisine bırakıp, kötüsünü Allah yolunda infak etmek insan için uygun bir davranış değildir. İnanan insan malının kötüsünü değil, iyisini Allah yolunda infak eder.

    Yüce Allah: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye layıktır.”(40) buyurmaktadır.

    Bir Hadis-i Şerifte; “Kim helal kazancından bir sadaka verirse Allah onu kabul eder.”(41) Diğer bir hadis-i Şerifte ise: “Sadakanın en değerlisi; fakirin gücü nispetinde gizlice başka bir fakire verdiği sadakadır.”(42) buyurulmuştur.

    Sadaka: Bir nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın kullarına) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder."(43)









  2. Gülehasret
    Süper Moderatör





    “Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz Allah onu size kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halim’dir (hemen cezalandırmaz, mühret verir)”(44) buyrulmaktadır.

    Sevgili Peygamberimiz: “Hangi Müslüman çıplaklığından dolayı bir Müslümana elbise giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerinden giydirir. Bir müslüman açlığından dolayı bir müslümanı doyurursa, Allah da onu kıyamet günü cennet meyvelerinden doyurur. Hangi müslüman susuzluğundan dolayı bir müslümana su içirirse, Allah Teala da Onu kıyamet gününde “Rahik-i mahtum’dan” içirir.”(45)

    Yapılan her türlü yardım ve iyilik sadakadır. İyilik ve mutluluğa ulaşmanın yolu sadakadan geçmektedir. Yüce Rabbimiz: “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyiliğe ulaşamasınız”(46) buyurmaktadır.

    “İyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanmak, (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamak, namaz kılmak, zekat vermek, anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirmek, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabretmektir.” Kuran-ı Kerim'in beyanına göre :

    “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, anlaşmaları yaptıklarında sözlerin yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zaman (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır.”(47)

    İyilikte bulunan kulların özellikleri ve karşılaşacakları mükafatlar ise şöyle tarif edilmektedir.

    “İyiler ise, katkısı kafur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.”

    “Bu Allah’ın has kullarının içtikleri ve akıttıkça akıttıkları bir pınardır.” Bir pınar ki, Allah’ın kulları ondan içer, O’nu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (yedirdikleri kimselere şöyle derler “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz.”(48)

    Rivayete göre bu Ayet-i Kerimeler: Ehli Beyt hakkında nazil olmuştur.

    Sevgili Peygamberimizin torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hastalanırlar. Hz. Ali ve Hz. Fatıma üzüntü içindedirler. Sahabe-i Kiramdan bazıları Hz. Fatma ve Hz. Ali’ye çocuklarının hastalıktan kurtulmaları için Allah yolunda adak yapmalarını önerirler. Hz. Ali ve Fatıma çocukları hastalıktan kurtuldukları takdirde üç gün oruç tutmayı adak yaparlar. Hz. Hasan ile Hüseyin sağlıklarına kavuşurlar. Hz. Ali ile Fatıma adak oruçlarını tutmaya başlarlar. İlk günün akşamında iftar vaktinde kapıya bir miskin gelerek yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma iftar için hazırladıkları tüm yiyeceklerini miskine ikram ederler, kendileri oruçlarını su ile açarak yetinirler ve ertesi günün orucuna niyet ederler. İkinci gün akşamı iftar esnasında kapıya bir yetim gelerek Hz. Fatıma ve Ali’den yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyecekleri yetime ikram ederler, kendileri su ile oruçlarını açıp, ertesi gün için oruçlarına niyet ederler. Üçüncü günü iftar vaktinde kapıya bir esir gelir, Hz. Ali ve Fatıma’dan yardım talebinde bulunur. Hz. Ali ve Fatıma hazırladıkları yiyeceklerini kapıya gelen esire verirler ve arkasından şöyle derler, biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir teşekkür ve karşılık beklemiyoruz, derler. Oruçlarını su ile açarak yetinirler. ...

    Sadakanın en üstünü, kişinin ilim öğrenip sonra da onu bir müslüman kardeşine öğretmesi(49) ve hayrı devam eden bir yardımda bulunmasıdır ki, biz buna sadaka-i Cariye diyoruz.” Müslümanın hayatta iken yaptırdığı cami, okul, hastane, çeşme, köprü v.b. sosyal hizmetler Sadaka-i Cariyedir.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuşlardır. “İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Üç şey onun amel defterinin açık kalmasını sağlar:

    1. Sadaka-i Cariye, (hayrı devam eden iyilikler)

    2. Yararlanılan ilim.

    3. Kendisine dua eden hayırlı evlat"(50)

    “İnanan kişinin hayatta iken öğrenip neşrettiği ilim, geride bıraktığı salih bir evlat, miras bıraktığı bir Mushaf (Kur’an-ı Kerim), inşa ettiği bir mescit, yolcular için yaptırdığı bina (misafirhane), yaptırdığı bir çeşme hayatta ve sağlıklı iken verdiği her şey sadakadır."(51)

    “Her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlil (la ilahe illallah demek) bir sadaka, her tekbir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır…”(52)

    “Bir Müslüman bir ağaç diker de, onun meyvesinden bir insan yahut bir hayvan yerse, muhakkak o ağaç sahibi için sadakadır.”(53)

    “Müslüman kişi, ailesinin nafakası için harcar ve bundan sevap umarsa, bu ona sadaka olur. Hatta Müslümanın Müslüman kardeşine güler bir yüz göstermesi de sadakadır.”(54)

    Sadakaları gizli ve aşikar vermek mümkündür. Fakat gizli olarak vermek daha güzeldir.

    “Eğer sadakaları (zekat ve benzeri hayırları) açıktan verirseniz ne güzel! Fakat gizleyerek fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahların bir kısmına da kefaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(55)

    “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayan var ya, onların Rabblerin katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur, onlar mahzun da olacak değillerdir.”(56)

    Bu Ayeti Kerime Hz. Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Sahabe-i Kiramdan, Tebük seferine çıkan orduya yardım etmelerini istemiş, bunun üzerine Hz. Ali elinde bulunan dört dinardan birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini açıktan infak etmiştir.

    Hz. Ömer malının yarısını infak ederek, bu konuda herkesi geçtiğini zannetmiştir. Fakat Hz. Ebu Bekir, tüm malını Allah yolunda infak etmiştir.

    Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Çoluk çocuğuna ne bıraktın, ya Eba Bekir?" diye sormuş, Hz. Ebu Bekir de, “Allah ve Resulünü bıraktım Ya Resulallah!” diye cevap verir. Bu olaydan sonra Hz. Ebu Bekir evine dönerek, abdest alıp iki rekat namaz kıldıktan sonra; “Ya Rabbi! her şeyimi Senin rızan için infak ettim. Şimdi bir dileğim daha var, o da şudur. Kıyamet gününde benim bu nazik vücudumu o kadar büyüt ki, vücudum cehennem ateşi üzerini kaplasın, müminlerden cehenneme gireceklerinin yerine beni yak, Ya Rabbi! diye dua eder. Yukarıda geçen Bakara Suresinin 274. Ayeti Kerimesi nazil olunca, Hz. Peygamber (s.a.v.); “Çok mal biriktirenler sefildir.” buyurmuşlardır. Sahabe-i Kiramdan biri bunun hiçbir istisnası yok mu? Ya Resulallah! diye üç defa sormuş, Peygamber Efendimiz (sav) mübarek elleriyle işaret ederek, malıyla sağından ve solundan şöyle ve şöyle, arka ve önünden şöyle ve şöyle infak edenler bunun dışındadır buyurmuşlardır. Diğer bir Ayeti Kerimede, “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dane bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfü geniş olandır, hakkıyla bilendir.”(57) buyrulmaktadır. Bu Ayeti Kerime nazil olunca, Sevgili Peygamberimiz, üç defa “Ya Rabbi! ümmetime daha da artır.” diye dua etmiş ve arkasından; “Muhakkak sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir”(58)müjdesi gelmiştir.

    Mehmet Emin BAYAR, Din Hizmetleri Müşaviri



    Dipnotlar:

    (1) Türk Dil Kurumu sözlüğü Sadaka maddesi

    (2) Münafikun 63/10

    (3) Bakara: 2/267

    (4) Bakara: 2/3

    (5) Al-i İmran 3/134

    (6) Tevbe: 9/111

    (7) Müzemmil: 73/20

    (8) Bakara: 2/262

    (9) Secde 32/17

    (10) Ahzab 33/35

    (11) Kehf : 18/110

    (12) Müslim: Birr 69; Muvatta Sadaka 12

    (13) Buhari, Zekat 28; Müslim Zekat 57

    (14) Buhari, Zekat 21;Müslim, Zekat 88; Tirmizi, Birr 40

    (15) Bakara, 2/152

    (16) İbrahim 14/7

    (17) Tekasür, 102/8

    (18) Bakara, 2/219

    (19) Bakara, 2/273

    (20) Sebe, 34/39

    (21) Zilzal, 99/7

    (22) Müslim Misafirin 48, Zekat 56; Buhari, Sulh 11

    (23) Fey’zül Kadir, 3/195

    (24) Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91

    (25) Bakara 2/186

    (26) Riya-üz- Salihin Tercemesi cilt 3 sayfa 38-39 h. no. 1464

    (27) Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikir 2,3 20-22

    (28) Yunus Emre

    (29) Buhari, Zekat 21

    (30) Buhari, Zekat 10, 9, Edeb 34; Müslim, Zekat 66-67

    (31) Buhari, Edeb 34, Müslimi, Zekat 56

    (32) Buhari, Edeb 33; Müslim, Zekat 53

    (33) R,iyaz’üz Salihin, .

    (34) Tirmizi, Zekat 28

    (35) Defterdar S.M. Paşa Devlet Adamlarına öğütler, 124

    (36) Riyaz’ül Salihin Hadis no 1525

    (37) Lokman:

    (38) Buhari, Zekat 8; Müslim, Zekat 68

    (39) Bezzar

    (40) Bakara: 2/267

    (41) Buhari, Tirmizi

    (42) Hadis-i Şerif

    (43) Muhammed 47/7

    (44) Tegabun: 64/17

    (45)Tirmizi, Kıyamet 42

    (46) Al-i İmran: 3/92

    (47) Bakara: 2/177

    (48) Derh: 76/5-8

    (49) Kütüb-ü Sitte Muhtasarı c. 16 s. 548 H. no. 6060

    (50) Müslim, zikir 23, 20/22; Buhari Tevhid 50

    (51) Kütüb-ü Sitte Muhtesarı, c.16 s. 547 H. no. 6059

    (52) Müslim Misafirin, 84, Zekat: 56; Buhari Sulh: 11, Cihad 72

    (53) Sahih-I Buhari Muhtesarı, c. 12, sayfa 129

    (54) Buhari, Nafakat 1, İman 41; Müslim, Zekat 48

    (55) Bakara: 2/271

    (56) Bakara 2/274

    (57) Bakar:2/261

    (58) Zümer 39/10




    Sorularla İslamiyet










  3. Ensar
    Özel Üye
    Sadaka çeşitleri


    1) Farz ve vacib olan sadaka,(Farz ve vacib olan sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanlann zekâtı, ticaret ve nakit paralann zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır")

    2 Sadaka-i câriye(sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.)

    2 Fıtır sadakası (Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. )
    3 Nafile olan sadakalar(Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu (nafile) olan sadaka kasdedilmiştir.)
    4 Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka (İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.)


    detaylı bilgi için ...

    SADAKA

    Zekât, Allah rızası için yapılan
    iyilik veya verilen şey, sadaka insanın malından sırf
    Allah rızası için muhtaç olanlara temlik edilmek üzere çıkardığı
    bir vergi türü anlamında bir fıkıh terimi. Zekâta,
    mü’minlerin Allah’ın emirlerine uymadaki sadakatlarini gösterdiği
    için "sadaka" da denilmiştir. Çoğulu sadakât’tır.
    Sadaka kavramında üç temel özelliğin bulunması gerekir:
    İhtiyaç, mülkiyetin nakli ve temlîkin Allah için olması.

    Sadaka, yükümlünün durumuna göre farz, vacib veya
    nâfile hükmünde olur. Sadakanın farz olan kısmı zekâttan
    ibaret olup; tarım ürünlerinin zekâtı olan öşrü;
    hayvanların, ticaret mallarının, altın, gümüş
    ve diğer nakit paraların zekâtı ile, define ve madenlerin
    zekâtını kapsamına alır. Zekât verileceği
    yerleri belirleyen âyetteki "sadakât" çoğul olarak bütün
    bu çeşitleri kapsar. "Zekâtlar; ancak, yoksulların,
    miskinlerin, zekât tahsili işinde çalışanların,
    kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin,
    borçluların, Allah yolunda cihad edenlerin ve yolcuların
    hakkıdır. Bu, Allah tarafından farz
    kılınmıştır" (et-Tevbe, 9/60).

    Bu âyetlerde de zekâtın farz olan bu çeşidi
    yer alır: "Namazı kılın, zekâtı verin"
    (el-Bakara, 2/43); "Mü’minlerin mallarından zekât al ki, onları
    temizleyip mallarını çoğaltasın" (et-Tevbe,
    9/103); "Hasat günü ürünün hakkını ödeyin"
    (el-En’âm, 6/141). Hz. Peygamber’in çeşitli hadislerinde farz olan
    zekât emredilmiştir: "İslâm beş temel üzerine
    kurulmuştur. Bunlardan birisi de zekât vermektir" (Buhârî,
    İmân, 1, 2; Tefsîru Süre, 2/30; Müslim, İmân, 19-22;
    Tirmizi, İmân, 3; Nesâî, İmân,13). Diğer yandan Hz.
    Muhammed (s.a.s), Muaz b. Cebel (r.a)’i Yemen’e vali olarak gönderirken
    kendisine şöyle buyurmuştur:

    "Onlara bildir ki, Allah Teâlâ kendilerine
    zekâtı farz kılmıştır. Zekatı oranın
    zenginlerinden al, yoksullarına ver" (Buhârî, Zekât, l;
    Tevhîd, 1; Ebû Dâvud, Zekât, 5; Nesâî, Zekât, 46; İbn Mâce,
    Zekât, 1).

    Diğer yandan zekâtın farz oluşu
    üzerinde bütün müctehitler görüş birliği içindedir.
    Ashab-ı Kirâm zekât vermeyenlerle savaşılması
    gerektiği konusunda ittifak etmiştir. Zekâtın farz
    olduğunu inkâr eden kimse dinden çıkar (Zekât için bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    483-550).

    Fıtır sadakası vacib hükmünde bir
    sadaka türüdür. Bu, Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
    ihtiyaçlarının dışında en az nisap miktarı
    bir mala mâlik bulunan her hür müslümanın yoksullara vermesi
    gereken bir sadakadır. Buna kısaca, "fitre" denir ki,
    fıtrat sadakası, yani sevap için verilen yaratılış
    atıyyesi anlamına gelir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)’dan
    rivâyete göre şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s)
    oruçluları gereksiz ve çirkin sözlerden arındırmak ve
    yoksullara yiyecek sağlamak için fitreyi farz kılmıştır.
    Fitreyi kim bayram namazından önce öderse, bu makbul bir zekât,
    kim de namazdan sonra öderse, herhangi bir sadaka olur" (Buhârî,
    Zekât, 70, 71, 77; Müslim, Zekât, 12, 13, 16; Ebu Dâvud, Zekât, 18,
    20; Nesâi, Zekat, 31, 33; İbn Mace, Zekat, 21).

    Ebu Said el-Hudrî (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste
    fitre verilebilecek maddeler ve miktarları şöyle belirlenir:
    "Biz fitre zekâtını, Allah’ın Rasûlü aramızda
    iken, yiyecek maddelerinden bir sa’, hurmadan bir sa’, kuru üzümden bir
    sa’, keşden yine bir sa’ olmak üzere bunlardan birisini esas alarak
    veriyorduk. Ben yaşadığım sürece vermeye devam edeceğim"
    (Ahmed b. Hanbel, III, 73, 98). Sa’ bir ağırlık birimi
    olup, şer’î ölçüye göre 2912, örfi ölçüye göre ise 3328
    gramdır. Bazı fakihlere göre buğday cinsinde fitre
    miktarı yarım sa’dır. Burada yoksulların yararına
    olan ve daha ağır olan örfî ölçeği tercih etmek daha
    faziletlidir (Fıtır sadakası için bk. Sadaka-ı
    Fıtır mad.).

    Farz olan zekâtla, vacib olan fitre miktarları
    belirli bulunan sadakalardır. Birincisinde nisab’a mâlik olduktan
    sonra bir yıl geçmesi, ikincisinde ise, sadece nisaba malik olmak
    şarttır. Bunların dışında
    sıkıntı ve zarûret içinde bulunan müslümana ihtiyacını
    giderecek ölçüde yardım etmeyi bildiren bir sadaka daha
    vardır ki; bunun miktarı, sıkıntıyı
    giderecek ölçüye göre ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm’de
    şöyle buyurulur: "Yüzlerinizi doğuya ve batıya
    çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Fakat iyi olan, Allah’a,
    âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, malını
    sevmesine rağmen hısımlara, yetimlere, yoksullara, yolda
    kalmışa, dilenenlere ve köle azadına veren, namaz
    kılan ve zekât verendir" (el-Bakara, 2/ 177). Burada Cenab-ı
    Hak, miktarı belli olan zekâtla birlikte yakınlara, yetim ve düşkünlere
    yapılacak malî bir yardımdan da söz etmiştir ki; bunun
    şart ve miktarını sıkıntıda olan yoksulun
    hali belirler.

    Sadaka geniş anlamıyla nafile olarak
    yapılan hayır ve hasenâtı, insan ve hayvanlara
    yapılan iyilik, lütuf ve ihsanları, hatta insanların gönlünü
    hoş eden güzel söz ve davranışları kapsamına
    alır. Sadaka-i câriye, vakfedilmiş sadaka ile diğer
    hayır ve hasenât bu niteliktedir.

    Sadaka-i câriye, sürekli ecir getiren sadaka anlamına
    gelir. Bir hadiste sürekli ecir kaynağı olan ameller şöyle
    belirlenir: "İnsan öldüğü zaman amel işlemesi
    kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye,
    kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden
    salih çocuk" (Dârimi, Mukaddime, 46). Bu hadiste zikredilen
    sadaka-i câriye; yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş
    evi, hastahane ve okul gibi hayır yerlerini kapsamına alır.
    İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece,
    bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösterenler
    ve destek olanlar, gerek sağlıklarında ve gerekse
    vefatlarından sonra ecir almaya devam ederler.

    Yararlı bir ilim bırakan da, bu ilimden,
    kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandıkça, mü’min olmak
    şartıyla, sürekli olarak ecir alır. Nitekim ilim, irfan ve
    irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın
    büyük mükafatına kötü çığır açanın da günahına
    hadiste şöyle yer verilir: "Kim iyi bir çığır açarsa,
    bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan
    alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel
    edenlerin günahı kadar günahı yüklenir" (Müslim,
    İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce,
    Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361,
    362). Dine ve topluma yararlı bir çocuk yetiştirmek de, toplum
    bu çocuktan yararlandıkça, onun yetişmesinde katkısı
    bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin sürekli ecir almalarına bir
    sebeptir.

    Vakfedilen gayri menkuller de sadaka-i cariye
    niteliğindedir. Vakıfnâmedeki esaslara göre, hayır yönü
    işletildiği sürece, vakfedene ecir gelmeye devam eder. Önceki
    asırlarda büyük han, hamam, medrese, dükkân ve çarşıların
    vakıf olarak topluma kazandırılması, mâliklerinin
    sürekli bir ecre nail olma istekleri yüzündendir.

    Nâfile Olan Sadakalar

    İslâm’da farz ve vacib olan sadakalardan başka,
    kapsamı çok geniş bir sadaka anlayışı
    vardır. Mal veya parayı tasadduk etme yanında, mü’min
    kardeşine aracına binerken veya inerken yardımcı
    olmak, güler yüz veya tatlı dille onun gönlünü hoşnut etmek
    gibi pek çok fiil ve davranışlar sadaka olarak
    nitelendirilmiştir.

    Hz. Peygamber (s.a.s), Ebû Zer (r.a)’i tasaddukta
    bulunmaya teşvik ederek şöyle buyurmuştur: "Şu
    Uhud dağı altın olarak elime geçse üçüncü geceyi ondan
    bende bir dinar bulunduğu halde geçirmek istemem. Yalnız borç
    ödemek için ayırdığım dinar bunun
    dışında olur, -Önüne, sağına ve soluna saçma işareti
    yaparak- Onu Allah’ın kullarına bu şekilde
    dağıtmak isterim. Şüphesiz malı çok olanlar, kıyamet
    günü sevabı en az olanlardır. Yine yoksullara tasaddukta
    bulunma işareti yaparak, bu durumda olanlar müstesnadır"
    (Müslim, Zekât, bab: 9, H. No: 32).

    Farz ve vacib sadaka dışındaki sadaka
    kapsamının genişliğini şu hadiste görmek
    mümkündür: "İçinde güneş doğan her gün, insanların
    her bir mafsalı için kendilerine bir sadaka gerekir. Meselâ;
    İki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır.
    Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana
    bindirmen veya eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır.
    Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her
    adım sadakadır. Gelip geçene sıkıntı veren
    şeyleri yoldan kaldırman bir sadakadır" (Buhârî,
    Sulh, 11; Cihâd, 72,128; Müslim, Zekât, 56; Müsâfirîn, 84; Ebû
    Dâvud, Tatavvu’, 12; Edeb,160; Ahmed b. Hanbel, II, 316, 350, IV, 423, V,
    178). Bu hadiste, "sülâmâ" parmak kemikleri demektir. Ancak
    burada vucuttaki tüm kemik ve mafsallar kastedilmiş, kemiklerin
    insanın oturup kalkması ve hareket etmesi için ne kadar gerekli
    olduğuna dikkat çekilmiştir. İşte böyle bir nimete
    karşılık farz olan sadaka yerine, günlük bir takım
    hayra yönelik hareket ve davranışların bu nimetin
    sadakası olduğu belirtilmiştir. Burada nimetin şükür
    borcunun hafifletildiği görülür. Namaza giderken her adımın
    sadaka sayılması, her adım
    karşılığında bir derece yükseltme ve bir günah
    affetme anlamındadır (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim
    Terceme ve Şerhi, İstanbul 1977, V, 374).

    Diğer yandan başka hadislerde, insanlara
    iyiliği emretmenin (Tirmizi, Birr, 36; Müslim, Müsâfirîn, 84;
    Ebû Davud, Tatavvu’, 12), Allah’a hamdetmenin ve O’nu tesbih etmenin bir
    sadaka olduğu belirtilmiştir (Müslim, Mûsafirîn, 84). Bir
    kimseye yol veya adres tarif etmek sadaka sayıldığı
    gibi (Buhârî, Cihâd, 72; Ahmed b. Hanbel, V,154), gönül alıcı
    yumuşak söz (Buhârî, Cihad, 72, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56),
    bir ağaç dikenin bu ağacından insan veya hayvanların
    yemesi ya da yararlanması da sadaka sayılmıştır
    (Ahmed b. Hanbel, VI, 362).

    Sadakanın En Faziletlisi:

    Çeşitli ameller arasında fazilet
    bakımından farklar bulunduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine yapılan
    yardım ve tasadduklarda da bir sıra gözetilmiş; öncelikli
    tasadduk alanları belirlenmiştir. Gerçekten kişinin çok
    yakınında, belki aile fertleri arasında büyük sıkıntı
    içinde olanlar varken, uzakta olanlara yardım etmeye
    kalkışması maslahata uygun düşmez. Bu yüzden yardım
    ve infaka en yakınından başlamak prensibi
    getirilmiştir.

    Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

    "Bir kimsenin sarfedeceği en faziletli dinar,
    kendi aile fertlerine infak ettiği dinarla, Allah yolunda
    hayvanına ve yine Allah yolunda cihad edecek olan
    arkadaşlarına harcadığı dinardır" (Müslim,
    Zekât, 38; Tirmizi, Birr, 42; İbn Mace, Cihâd, 4; Ahmed b. Hanbel,
    V, 279, 284). Yine Rasûlüllah (s.a.s), Allah yolunda harcanan, bir köle
    azadı için sarfedilen, bir yoksula verilen veya ailenin geçimi
    için yapılan harcamaları zikrettikten sonra, bunların
    sevap bakımından en üstününün aile fertlerine yapılan
    harcamanın olduğunu belirtmiştir (Müslim, Zekât, 39). Bu
    hadislerde zikredilen aile fertlerinden maksat (iyâl); bir kimsenin
    nafakası kendisine ait olan çocukları, eşi, annesi,
    babası ve hizmetçisidir.

    Sadakanın en sevilen maldan verilmesi daha
    faziletlidir. Kur’ân-ı Kerim’de; "Siz sevdiğiniz mallardan
    infâk etmedikçe iyilik ve taate nail olamazsınız" (Âlu
    İmrân, 3192) buyurulur. Bu âyet inince Ebû Talha (r.a),
    Rasûlüllah (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: "Benim en çok sevdiğim
    malım Beyrahâ adındaki bahçemdir. Bu malım Allah için
    sadakadır. Onun Allah nezdinde sevabını ve âhiret azığı
    olmasını dilerim. Ey Allah’ın elçisi; onu istediğin
    yere sarfet! ". Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu kararının
    çok kârlı bir yatırım olduğunu belirttikten sonra,
    bahçesini hısımlarına vakfetmesini bildirdi. Bunun
    üzerine Ebû Talha (r.a) onu hısımları ve
    amcasının oğulları arasında taksim etti.
    Başka bir rivayette, bahçenin verildiği kimselerin Hassân b.
    Sâbit ile Übey b. Ka’b (r.anhumâ) olduğu belirtilir (Müslim,
    Zekât, 42, 43).

    Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta
    bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber bir gün kadınlara
    hitab ederek; Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa
    sadaka verin" buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah’ın
    karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah’ın elçisine
    gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek
    destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz.
    Peygamber bu iki kadın için şöyle buyurmuştur:
    "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık
    ecri ve sadaka ecri" (Müslim, Zekât, 45).

    Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe
    göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına
    veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner
    (el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi’, II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I,
    156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı
    hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına
    destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf,
    İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik’e göre ise, kadının
    yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları
    delil, Hz. Peygamber’in, Abdullah b. Mesud’un karısı Zeyneb
    (r.anhâ)’e verdiği şu cevaptır:

    "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık
    olan kimselerdir" (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi
    Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s.
    549).

    Bir mü’minin tasaddukunu sevdiği mal cinsinden
    yapması, Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmaya
    sebep olur. Halife Ömer b. Abdülaziz çuvallarla şeker alır,
    tasadduk ederdi. Bunun yerine niçin para dağıtmadığı
    sorulunca, şu cevabı vermiştir: "Ben şekeri çok
    severim. Bu yüzden sevdiğim şeyi tasadduk etmek istedim"
    (A. Davudoğlu, a.g.e., V, 352).

    Anne babaya müşrik bile olsalar yardımda
    bulunmak gerekir. Nitekim Esmâ binti Ebi Bekir (r.anhâ) şöyle demiştir:
    "Annem yanıma geldi, kendisi Kureyş devrinde Rasûlüllah
    (s.a.s) onlarla anlaşma yaptığı zaman henüz müşrik
    idi. Ben Hz. Peygamber’e gelerek, "Annem bana rağbet göstererek
    yanıma geldi. Kendisine yardımda bulunayım mı?"
    dedim. Hz. Peygamber; "Evet annene yardımda bulun"
    buyurdular (Müslim, Zekât, 49, 50; Ebû Davud, Zekât, 34; Ahmed b.
    Hanbel, VI, 344, 347). Rivayete göre Hz. Ebû Bekir, Esma’nın annesi
    Kuteyle’yi cahiliye devrinde boşamıştı. Kuteyle
    Hicretten sonra Medine’ye kızı Esmâ’nın yanına
    gelmişti. Kendisine kuru üzüm ve yağ gibi hediyeler getirdi.
    Fakat Esmâ bu hediyeleri almaktan ve onu evine kabul etmekten kaçındı.
    Hz. Peygamber’in izin vermesi üzerine de onu evine aldı (Buhârî,
    Hibe, 29, Cizye,18, Edeb, 8; A. Davudoğlu, a.g.e., V, 363, 364).

    Ölen Kimse Adına Sadaka Vermek Caiz midir?

    Bazı ibadet ve taatların ölen bir kimse adına
    yapılması mümkün ve caizdir. Bunların sevabı ölüye
    ulaşır. Ölü nâmına verilen sadakalar başta gelir.
    Hz. Peygamber’e bir adam gelerek şöyle demiştir: "Ey
    Allah’ın elçisi! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi.
    Öyle sanıyorum ki, konuşmuş olsa sadaka verilmesini
    vasiyet ederdi. Acaba onun adına ben sadaka versem, anneme sevap olur
    mu?" demiş. Hz. Peygamber; "Evet" cevabını
    vermiştir" (Buhârî, Cenâiz, 95; Vesâyâ, 19; Müslim,
    Zekât, 51; Vasiyye, 12, 13; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 15; Nesâî, Vesâyâ,
    7).

    Hz. Enes (r.a), Rasûlüllah (s.a.s)’e; "Biz
    ölülerimize dua ediyor, onlar adına sadaka veriyor ve haccediyoruz.
    Acaba bunların sevabı onlara ulaşıyor mu?" diye
    sormuş, Allah elçisi şöyle cevap vermiştir: "Şüphesiz,
    onlara ulaşır ve onlar sizden birinizin hediyeye sevindiği
    gibi ona sevinirler" (Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, V, 366).

    Hanefilere göre, bağışlanan her çeşit
    ibadetin sevabı ölülere ulaşır. Ancak ölen kimse namına
    zekât, adak, hac gibi mali yönü olan ibadetleri ifa etmek mümkün ise
    de; namaz, oruç gibi ibadetleri onun namına ifa yeterli
    değildir. Bunların bizzat hayatta iken ifası gerekir.
    Çünkü bu ibadetler, ferdi, beden ve ruh bakımından
    olgunlaştırır, olumlu etkileri bizzat bunları
    yapanların kendilerinde görülür. Başkalarının
    bunları yapmasıyla asıl yükümlü üzerindeki fayda sağlanmış
    olmaz.

    Hamdi DÖNDÜREN









  4. Ziyaretçi
    paylaşan emek eden herkesin ellerine sağlık Allah (c.c) razı olsun çok güzel bir yazı olmuş tembelliğimden hepsini okuyamadım ama sınırımı aşıp fazlaca okudum



  5. Ziyaretçi
    Allah bu yazıya katkısı olan herkesten razı olsun. gönülleri bir ömür hoşnut tutulsun



+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
5 üzerinden 4.00 | Toplam : 9 kişi
islami Siteler Mumine