+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi


  2. Hasan
    Özel Üye





    Cevap: Atatürk’ün en az 70 yıl önce söylediği bu cümle ne kadar derin anlamlar içeriyor. Sadece zeki olması yetmez diyor, sadece çevik olması da yetmez. Ahlaklı da olacak.

    Spor kamuoyunun gündemini işgal eden konulara bir bakın, sonra bunları Atatürk’ün üç parametresinden geçirerek yeniden analiz edin. Hakem skandalları, federasyon üyelerinin söyleyip de sonra inkar ettiği sözler, cepheleşmeler, bahis skandalları… Saymakla bitmiyor. Bunların hangisi ahlaklı ?

    Az önce okuduğum iki ayrı haber, bu yazıyı yazmama sebep oldu. Haberlerin ikisi de Hürriyet Gazetesi’nde yer alıyor. İlkinin başlığı : Tarihi maçı yöneten Selçuk Dereli yurda döndü

    2008 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde, Almanya'nın San Marino'yu 13-0 yenerek, Avrupa Şampiyonası tarihinde bir maçta en fazla gol atma, en farklı skorla galip gelme ve deplasmanda en farklı skorla kazanma rekorlarını kırdığı karşılaşmayı yöneten hakem Selçuk Dereli ve yardımcıları yurda döndü.

    Atatürk Havalimanı'nda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Selçuk Dereli, "Karşılaşma bizim açımızdan gayet iyi geçti. Fair-play içerisinde bir maç oldu. Neredeyse her 7 dakikaya bir gol düştü ve 15. kez başlama vuruşu yapıldı. Bunun rekor olduğunu basından öğrendim" dedi.

    Dereli, Almanya kalecisi Lehmann'ın, taraftarların isteği üzerine penaltıyı kullanmasıyla ilgili soruyu, "Kendisi penaltıyı kullanmak için rakip alana geldi. Ancak San Marinolu futbolcularla arasında geçen diyaloğun ardından vazgeçerek kalesine döndü. Lehman ile maç sonrası yaptığım konuşmada bana fair-play'in çok önemli olduğunu söyledi. Ben de bu davranışından dolayı kendisini kutladım" şeklinde yanıtladı.

    San Marino’lu futbolcular tahminen : “Yeterince rezil rüsva olduk. Sen de kaleci olarak gol atarsan, kimsenin yüzüne bakacak halimiz kalmaz” şeklinde bir şey söylemişlerdir, Lehmann’da ahlaklı davranıp, penaltıyı atmamış, rakiplerini küçük düşürmemiştir.

    Gelelim ikinci habere. Yine Hürriyet Gazetesi’nin 7 Eylül 2006 tarihli internet sayfalarında yer alan haberde Trabzonspor’lu Gökdeniz bakın ne demiş : 'Sadece Bushi'ye yardım ettim'

    Mahkemede, Trabzonsporlu Milli futbolcu Gökdeniz Karadeniz’in şike olayıyla ilgili olarak, Futbol Federasyonu'na verdiği ifade okundu. Gökdeniz, Futbol Federasyonu Şike Takip Komisyonu’na verdiği ifadede gerçekten vicdan azabı duyduğunu belirterek şunları söyledi: “Hayatımın en kötü günleri bunlar. Bushi ile bir samimiyetim vardı. Kayseri- Akçaabat Sebat maçı öncesi beni aradı. Büyük bir bahis oynanacağını söyledi ve benden Akçaabat Sebat hakkında bilgi istedi. Ben de Akçaabat Sebat’tan Alişen’i aradım ve takım hakkında bilgi istedim. Sonra Bushi’yi arayarak takımın kötü durumda olduğunu ve maçı Kayseri’nin kazanabileceğini belirttim. Bushi, bana bu maça büyük bahis oynanacak, arkadaşlara söyleyelim, ‘İlk yarı Akçaabat Sebat’ın 1-0, ikinci yarı ise Kayseri’nin maçı 2- 1 kazanması lazım. Bunun için iki takımdaki futbolculara 200’er bin Euro verelim. Bu parayı Arnavutluk’tan bir arkadaşım getirecek. Trabzon’da ona yardımcı ol’ dedi. Ben de Akçaabat Sebatspor’dan Alişen’i (Kandil) aradım, durumu anlattım. Sonradan Trabzon’a parayı getiren kişi ile kulüpten birisinin hava limanında buluşmasını sağladım. Bu maçla ilgili kesinlikle bahis oynamadım.”

    Gökdeniz burada suça yataklık ediyor ama bahis oynamadığı için kendisinin masum olduğuna inanıyor. Oldu olacak Akçaabat Sebatspor formasını sırtına geçirip, maçın bu skorla bitmesine yardımcı olsaymışsın. Daha ne yapacaktın ?. Şikenin oluşmasına zemini hazırlamışsın, paranın gerekli yere ulaşmasını sağlamışsın, bir forma giymediğin kalmış. Senin gibi milli takım forması giymiş “zeki ve çevik” bir kişiye bu yakışır mıydı ?.

    Bu olayda suçu bulunan Bushi, Alişen, Gökdeniz, 200 bin euroyu paylaşan diğer bütün futbolcular suçludur. İşin bir de Kayseri boyutu var tabii ki : Onlar da ilk yarı Akçaabat’ın devreyi 1-0 bitirmesine göz yummuş, ikinci yarı da 1-2 bitmesi için 2 gol atıp, üstüne yatarak bahsin gerçekleşmesini sağlamışlardır.

    İşte iki olay arasındaki ahlak farkı. Bizler bunları sorgulamak, konuşmak, tartışmak ve adalete yardımcı olmak zorundayız. Kapalı kapılar ardında oynanan oyunlarla, bu tür işlere bulaşmayan gerçekten “zeki, çevik ve ahlaklı sporcuların” emeği gaspediliyor, üç kuruş tasarrufuyla bahis oynayan kişilerin parası dolandırılmış oluyor, haksız şampiyonluklar elde ediliyor, toplumsal düzen bozuluyor.

    Burada amaç sadece Gökdeniz’i, Alişen’i, Bushi’yi eleştirmek yargılamak değil. Hangi kulübün hangi formasını giyerse giysin, hangi spor teşkilatının içerisinde yer alırsa alsın, Türk sporunu “ahlaksız” hale dönüştüren herkesin bir an önce bu ortamdan soyutlanmasını sağlamaktır. İşte o zaman, cep harçlığımızdan, mutfak masrafımızdan, aile bütçemizden kısarak gittiğimiz maçları daha zevkle izleyip, satın aldığımız formaları daha büyük bir gururla taşıyacağız.



    alıntı







  3. Hasan
    Özel Üye
    “Ben sporcunun
    zeki, çevik ve aynı zamanda
    ahlaklısını severim”
    Türk futbolunun iki büyük edebi ve ezeli takımları Fenerbahçe ile Galatasaray önce 11 Mayıs 2005 tarihinde Türkiye Kupası Finali’nde ve daha sonra 22 Mayıs 2005 tarihinde ise neredeyse 2004-2005 Türkiye Ligi şampiyonluğunu belirleyecek maçta karşı karşıya gelecekler. Balkan Harbi’nde, Çanakkale’de ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda cephede yanyana düşmana karşı savaşmış bu ülkenin evlatları, maalesef günümüzde birbirlerine karşı adeta bir düşman gibi davranmaktadırlar. Atatürk’ün çocuklarına yakışmayan bu düşmanlık sessiz çoğunluğu derinden etkilemektedir.

    1905 yılında kurulan Galatasaray ile 1907 yılında kurulan Fenerbahçe günümüze kadar yaptıkları mücadelelerinde Türk Futbol Tarihi’nin önemli kulüpleri olmuşlardır. Galatasaray takımının kurulmasındaki en büyük amaç “İngilizler gibi toplu müdaafa, toplu hücum ederek Türk olmayan takımları yenmek”di. 1999-2000 sezonunda Avrupa’nın bütün devlerini dize getirip UEFA kupasını kazanan Galatasaray aynı yıl dünyanın gelmiş-geçmiş en önemli kulubü olan İspanyol Real Madrit’i de Süper Kupa Finali’nde 2-1 yenerek bu kupayı da müzesine getirmişti.
    Fenerbahçe de özellikle Kurtuluş Savaşı’nda işgal gücü takımlarını bir bir yeniyordu. Ama özellikle 1923 yılında işgal güçlerinin dünyanın çeşitli ülkelerinden futbolcular getirip aylarca da bunları hazırladıktan sonra “General Harrington Kupası”nda Fenerbahçe’yi yenmeyi arzuluyorlardı. Fenerbahçe o günlerin kasvetli havasında büyük bir onur ve haysiyet mücadelesi vererek emperyalist İngiliz karmasını 2-1 mağlup ediyordu. İşte bu tarihten itibaren de Fenerliler halk tarafından kahraman ilan edilip çok sevilmişlerdi.
    İki takımın oyuncuları vatanları ve bayrakları için beraberce çarpıştıkları cephelerde ya şehit ya gazi olmuşlardı. Fenerbahçeli futbolcu Arif Bey 1919 yılında şehit olmuştu. Havacı Üsteğmen Zeki Bey 1922 yılında ülkesi için canını veriyordu. Galatasaraylı sporcular da Balkan Savaşları’nda ve Çanakkale’de şehitler vermişlerdi. Galatasaray’lı Fuat Bey gönüllü olarak katıldığı Balkan Harbi’nde şehit olmuştu. Galatasaray kulüp binasının bulunduğu yere ismini veren Hasan Galip Bey de Galatasaray’ın şehit olan diğer futbolcusuydu. Fenerbahçeliler’in ve Galatasaraylılar’ın çeşitli cephelerde şehit olmuş sporcuların sadece bir kaç tanesinin ismiydi.
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk her iki kulübe de alaka yakın göstermişti. Atatürk, 1918 yılında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret edip şeref defterine şunları yazmıştı:
    “Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş bulunan asar-ı mezhahisini işitmiş ve bu kulübe ziyaret ve erbab-ı himmetimi tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyeser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayt ile mübahiyim.
    03-05-1918.
    Ordu Kumandanı Mustafa Kemal”.
    Büyük Atatürk Galatasaray Kulübü’nü de çeşitli defalar ziyaret etmiş ve 1930 yılında ise imzalı bir fotoğrafını kulübe vermişti.
    Kulüpleri kulüp yapan sadece aldıkları kupalar, madalyalar değildir. Forma aşkı, mücadele azmi ve sporun ruhuna en çok uyan centilmenlik anlayışıdır kulüpleri kulüp yapan. Fenerbahçe-Galatasaray mücadeleleri hep heyecanlı ve çekişmeli geçmiştir. Biz burada hangi takım daha çok yendi veya hangi takım daha çok gol attı gibi istatistik bilgilerine girmek istemiyoruz. Zaten kulüp sevgisinde eğer bu istatistikler tek başına geçerli olsaydı herkez en fazla başarılı olan takımı tutardı.
    Ancak vahşi kapitalizmin sadece maddi çıkara dayanan, bitmez tükenmez para hırsı da sporu spor olmaktan çıkarmıştır. Bunda da en büyük pay kulüplerin yöneticilerinindir. Özellikle ülkemizde son yıllarda çeşitli takımlarımızın başkan veyahut yönetim kurulu üyelikleri sadece paraları-pulları nedeniyle kulüp yönetimlerinde yer almışlardır.
    Altyapısı olmayan ve sportmenlik ruhundan uzak bu kişiler bazı medyadaki sözde gazeteciler aracılığıyla taraftarlar arasına inanılmaz bir düşmanlık tohumu atmışlardır. Atatürk’ün çocuklarına yakışmayan kavgalı, dövüşlü, küfürlü anlayış öyle bir hale gelmiştir ki taraftarlar birbirlerini yaralayıp hatta öldürmektedirler. Bu çok üzücü bir durumdur.
    Vahşi kapitalizm tarafından körüklenen bu para, mevkii, şöhret hırsı bu işten hiç bir kârı olmayan takımlarını gönülden destekleyen taraftarları birbirine sokmuştur. Takımlar arasındaki mücadele artık öyle bir hale gelmiştir ki, ulusumuz için en kutsal sayılan değerler bile ayaklar altına alınmıştır.
    Son olarak iki büyük kulübümüzün maç öncesindeki İstiklal Marşı’mızın okunması sırasında bir kulübün taraftarları diğer kulübün başkanına en ağır küfürler ederek durumun nerelere kadar geldiği konusunda fikir vermişlerdir. Ülkemiz senelerce yapay nedenlerden dolayı çeşitli kamplara ayrılmıştı. Binlerce insanımız ya sakat kaldı ya da ölmüştü. Son dönemlerde futbol sahalarında görülen anarşizm, kitleleri birbirine sokma kuşatma altına alınmak istenen ülkemiz için çok tehlikeli bir boyuta gelmiştir.
    Önümüzde iki kritik Fenerbahçe-Galatasaray maçı bulunmaktadır. Dileğimiz iki güzide takımımızın yapacakları maçların kardeşçe ve centilmence devam etmesi ve hak edenin kazanması, tribünde bulunan seyircilerin de hiç bir şelikde provoke olmadan kendi takımlarını centilmence desteklemesidir.
    Ayrıca iki takımımızın taraftarı da kendi takımlarının bayrakları dışında, Türk bayrakları ile de maça gelmeleri, bizi bölmek isteyen, parçalamak isteyen emperyalistlere de böylece vereceğimiz güzel bir yanıt olacaktır. Atatürk’ün çocuklarına da zaten en yakışan da budur.







  4. Ziyaretçi
    arkadaşlar atatürk her dalda olduğu gibi spor dalındada çok güzel şeyler yapmıstır.kurtulus savasının basladıgı ılk tarıh olan 19 mayıs 1919 u bıle sporla ozleştirmiştir.

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
ben sporcunun zeki cevik ahlaklisini severim sozunu aciklayiniz
5 üzerinden 4.33 | Toplam : 6 kişi
islami Siteler Mumine