+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden insan değeri ile ilgili yazı ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    insan değeri ile ilgili yazı




    Soru: insan değeri ile ilgili yazı
    ''insan değeri ile ilgili''bir yazı 9.sınıf ders konusu için lazım
    ?







  2. Ziyaretçi






  3. Aytu
    Bayan Üye
    İnsanın Değeri

    Bir İslâm büyüğüne, mutasavvıf şâirine insanı böyle tarif ettiren, onu "kâinâtın süzülmüş özü, varlık ve oluşların gözbebeği" olarak telakki ettiren irfan, İslâm irfanıdır. Bu irfanın kaynağı Kur'ân-ı Kerim'dir ve en kâmil insan örneği olan Fahr-i Kâinât'tır. Bu kaynağa göre Allah Teâlâ insanı "ahsen-i takvîm üzere; yâni yapı ve oluşların en güzeli, en mükemmeli içinde yaratmıştır. Ancak bu mükemmel yapı bir potansiyeldir, bir kabiliyettir, eskilerin deyişi ile bi'l-kuvvedir, onun fiil haline gelmesi, gerçekleşmesi insanın irade ve tercihine bırakılmıştır. İnsandan başka bütün varlıkların tekâmülü ilâhî kaderin çizdiği seyri takibeder, onu değiştirme iradesi ve cehdi varlığın kendisinden gelemez. İnsana ise muhtemelen "emanet" ile bu kastedilerek akıl ve irade verilmiştir, akıl ve irade ona bir yandan hürriyet, hür karar ve eylem alanı, diğer yandan yükümlülük ve sorumluluklar getirmiştir. İnsan akıl ve iradesi ile doğru da yapar yanlış da, günah da işler sevap da; egosuna, nefsine, güdü ve heyecanlarına, şehvet, gadap ve hırsına. da kul olabilir Allah'a da; meleklerden de üstün olur, hayvanlardan da aşağı.
    İşte insanın yaratılış itibariyle yapı ve özelliği (fıtratı) budur; insan bu fıtratta yaratılmıştır. Onu, fıtratı için mümkün olan en yüksek kemâl mertebelerine ulaştıracak iki kanat iman ve amel-i sâlihtir. İman gaybedir (Allah'a, peygamberliğe, âhirete, rûha, yaratılışa, dirilmeye, hesaba, mîzana, sırata, cennete, cehenneme.dir), sâlih amel ise dünya hayatını, hür bir seçim ve tercih sonucu olarak, Allah'ın irade ve rızası doğrultusunda yaşamaktır. Allah'ın irade ve rızasının hangi konuda ne olduğunu öğrenmenin kaynağı Kur'an ve Sünnet, anlama ve yorumlama usûlü ictihaddır. Bilenler ictihad eder, bilmeyenler bilenlere sorar ve gereğini yerine getirirler. Allah'a kul olmayan insanın hür olması mümkün değildir, hürriyetin ideal formülü "yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" şeklinde Fâtiha sûresinde ifade edilmiştir. Allah'tan başkasına itâat etmek ve başkasından yardım dilemek durumunda olan insan hür değildir; değişik şekillerde köledir. İnsan hak ve hürriyetleri insanın kendinden ve mahiyetinden değil, misyonundan, yüklendiği emanetten kaynaklanır; emaneti tevdi eden Yaratıcı, Rab, onu taşıyabilmek ve amacına ulaştırabilmek için gerekli bulunan hak ve hürriyetleri de bahşetmiştir; bu sebeple insan hak ve hürriyetleri vazgeçilmezdir, elden alınamazdır. İnsan hayat ve varoluşundan Allah'ı dışladığı, aşkın boyutu ile alâkasını kestiği an küçülür, düşer; et, kemik, beyin ve beyin fonksiyonlarından ibaret kalır, bu insan hayatının en büyük ziyanıdır. "Asra yemin olsun ki insan ziyandadır; ancak iman eden ve salih amel işleyenler müstesnâ.". İnsanın maddî ve manevî techîzâtı, imkânları, kabiliyetleri "eşref-i mahlûkât" olduğunu isbat için, bu oluşu gerçekleştirsin diye verilmiştir; bu kabiliyet ve imkânlar fânî dünya için, biyolojik ve psikolojik hazlar uğruna sarfedilirse, uçmak için verilen uçakla tarla sürmeye kalkışmışcasına bir ziyan, israf ve savurganlık yapılmış olur. "Yemin olsun ki o gün, nimetlerden sorguya çekileceksiniz!"
    İnsan değerini yalnızca insan olarak varoluşundan değil, varlığının amacını gerçekleştirme yolunda attığı adımlardan ve katettiği mesafeden alır.







  4. Ziyaretçi
    off çok bilinmedik kelime geçiyor

  5. Ziyaretçi
    lütfen insan eğeri ile ilgili şiir paylaşın

  6. Ziyaretçi
    İnsan taşıdığı ve yaşadığı duygularla değer kazanmaktadır. Sevmek duygusu da insana verilmiş en güzel ve anlamlı duygulardan bir tanesidir. Sevgi, sadece insana mahsus bir duygudur. Bu duyguyu, en mükemmel şekliyle yaşayabilen sadece insandır.
    İnsana sevmek yakışıyor. İnsan, sevince ve sevilince insandır.
    İnsan, her şeye karşı taşıdığı sevgisiyle âlemin her tarafıyla alâkadardır. Sevgisi ne kadar büyükse, insan o kadar büyüktür. İnsan, sevgisiyle anlam kazanıyor. İnsanı insan yapan değerlerdendir sevgi.

    Sevgi kapasitesi yoğun insanlardan oluşan bir toplum, hayatın yaşamaya değdiği, insan olmanın lezzet verdiği, insanlar arası ilişkilerin kaliteli olarak icra edildiği bir dünyanın kapılarını açacaktır.
    Sevgiyi taşımak ve yaşayabilmek her insanın harcı değildir. Bu sanatı herkes güzel icra edemiyor. Sevmek gerçekten sanattır.
    Dünyanın yaşanabilirliği, sevginin insanlardaki oranıyla alakalıdır. Nitekim sevgisizler yüzünden her geçen gün dünya neşesini, sevincini, heyecanını kaybetmektedir. Sevgisizler dünyaya daha çok hükmettiğinde, dünya ömrünü tamamlamış olacaktır. Onun için dünyadaki insanları, sevenler ve sevmeyenler diye ikiye ayırmak mümkündür.
    Ama tabii neyi seviyor insan, neden seviyor, bu sevgi ona ne kazandırıyor asıl belirleyici olan da bu noktadır.

    İnsana bu duyguyu Veren, onun kullanım sınırlarını da belirlemiştir. Onun için meşru sevmekler yani sınırlarını Yaratıcının belirlediği sevmekler, ibadet
    Sevgi, taşıyanı sevimli kılar
    İnsan, taşıdığı duygularla anlam kazandığı için, güzel duygular taşıyan insan haliyle güzelleşeceklerdir. Sevgi, taşıyanda etkisini gösterir. İnsan, bedeni içinde taşıdığı duygular ile değerlendirilir. İnsanı bir duygu kabı olarak düşünürsek, bu kabın içinde olanlar dışa da yansıyor. Bu kapta sevgi taşıyan seviliyor.
    İnsan bedenine iskân edilen ruh, ancak sevgi ile nefes alıyor.
    Sevgi, ruhun gıdasıdır. Bütün varlık sevildikçe anlamlıdır. İnsan böyle bir sevgi gıdasından haz duyar. Bedende yaşayan ruh, sevgiyle beslenirse güzelleşir.
    Sevgi, ruhun da genişlemesine vesiledir. Her şeyin sevilecek tarafına yönelen ruh, sevginin her şeyi kapsadığını görecektir.
    Ruh sevgili ise, ruhun istimal ettiği organlar da sevgili olacaklardır.

    Böylece göz, sevgi gözlüğüyle hayata bakacaktır. Görülen, varlıklardaki güzellikleri görecektir ve gösterecektir. Sevgi kulağı, işitme organına dokunan bütün seslerin sevgi melodisini hissedecek ve terennümünü böylece idrak edecektir. Sevginin hakim olduğu vicdan, kendisine dokunan bütün olaylardan sevgiyi öz olarak çıkaracaktır.
    İçinde sevgi taşımayan bütün davranışlar, hem taşıyanı, hem de taşınanı rahatsız edecektir. Sevgisiz vermek, almak, ilgilenmek, gitmek, gelmek, düşünmek, hissetmek, dokunmak, hasılı onsuz ne kadar fiil varsa, ruhsuz olacaktır.
    Zaten davranışın, sözün etkisi, davranışın kendisi kadar, içinde taşıdığı sevgidedir. Sevgi, davranışa nitelik kazandırmaktadır.


    Atatürk’ün insan sevgisi

    İnsanların mutlu olması, onların birbirine yaklaşmalarına, birbirini sevip saymalarına bağlıdır Aralarında bu sıcak ilişkiler geliştirildikçe; insanlar ihtiyaçlarını gidermek için birbirine destek olacaklardır
    Kurtuluş savaşları gibi halk savaşları da bir çok yıkıma ve ölüme yol açmaktadır Onun için günümüzde her türlü anlaşmazlıkların, görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulması istenmektedir
    Atatürk; “Zorunluluk olmadıkça, savaş bir cinayettir ” Demekle, temelde barıştan yana olduğunu hemen belirtmiştir Bu düşünceye bağlı olarak, sadece yurdumuza saldıran düşmanlara karşı, Türk ulusu ile savaşmıştır Daha sonra yapılan barışı izleyen yıllarda bu devletlerle, barış içinde yan yana yaşamamızı sağlamıştır
    Yine aynı düşünceyi dile getiren; “Yurtta barış, dünyada barış ” Sözünün de Atatürk’e ait olduğunu biliyoruz
    Atatürk, yalnız Türk Milletinin huzur ve güvenliğini değil tüm dünya milletlerinin mutluluğunu isteyen ve özleyen bir liderdi Bu düşüncelerini her fırsatta dile getirirdi Nitekim 1931 yılında yaptığı bir konuşmada; “İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıkla ilgisi olmayan son derece üzücü bir sistemdir İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir Dünya barışı içinde bütün insanlığın hakikî saadeti, ancak bu yüksek ideali taşıyan yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla gerçekleşecektir ”demiştir
    Görüldüğü gibi Atatürkçü düşüncenin ulusal boyutunun yanı sıra evrensel bir boyutu da bulunmaktadır
    Atatürkçülüğü yürekten benimsemiş olan Türk toplumu, birbirleriyle olduğu kadar, öbür toplumlarla da barış içinde mutlu yaşamak istemektedir
    Her toplum, bu düşünceyi paylaşıp destekledikçe, Atatürk’ün bu düşüncesi, dünya
    çapında gerçekleşme fırsatı bulacaktır




    İnsan sevgisi kadardır


    İnsan sevgisi kadardır. İnsan, önce kendisini sever ve sevmeli. Sonra akrabalarını, çevresini, köyünü, kasabasını, şehrini, ülkesini sever ve sevmeli. Sonra daire genişler gider. Gittiği ülkeleri, hayal ettiklerini, bütün yeryüzünü, semahatı, öte âlemleri sever ve sevmeli. Böylece âlemde ne varsa, insan onlara sevgi besler.

    İnsanlar, yardımlaşma ile yaşar,
    İnsanlar, dostluk ile yaşar,
    İnsanlar, sevgi ile yaşar,
    İnsanlar, insan sevgisi ile yaşar.

    İnsanlar, yardım yaparsa yardım alır,
    İnsanlar, dostluk yaparsa dost olur,
    İnsanlar, sevgi beslerse sevgi görür,
    İnsanlar, insan sevgisi ile yaşar .



    Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.
    Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır ama akrep onu sokar.
    Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır ama akrep onu tekrar sokar. Yakınlardaki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi
    kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.
    Ama Hintli adam söyle der:
    "Sokmak akrebin doğasında vardır.
    Benim doğamda ise sevmek var.
    Neden sokmak akrebin doğasında var diye kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?"

    Sevmekten vazgeçmeyin. İyiliğinizden vazgeçmeyin.
    Etrafınızdaki akrepler sizi soksalar bile



    İnsan Sevgisi
    Bu devirde artık her şey, paraya döküldü,
    Para uğruna, dostluk bağları bile söküldü,

    İnsanların her biri, insan olmaktan sıkıldı,
    Kurulan sıkı dostluklar, günü geldi yıkıldı.

    Karşılıksız severdik, bizi ondan bile ettiler,
    Bu milletin ruhuna, ölü toprağı mı serptiler?

    Ben farklıyım diyorsan, göster hadi farkını!
    Gel seninle bozalım, bu düşmanlık çarkını!

    Yusuf Aysan


    Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, ya iyilikler-güzellikler ovasıdır.
    Hani, Lokman Hekim , bir çırağıyla ava çıkmıştı, uzun yoldan evine döneceği sırada bir kabile reisi bu meşhur hekimi misafir etmek istedi.
    Lokman Hekim, nasıl beden dilinden anlıyorsa öyle de gönül ve ruh dilinden anlıyordu. Kırmadı kabile reisini. O gece misafir kaldılar. En semiz koyunlardan biri kesildi. Yemek için harekete geçildi. O sırada Lokman Hekim, çırağını imtihan etmek istedi:
    - Getir bakayım bana koyunun en temiz iki organını.
    Çırak gitti koyunun kalbini ve dilini getirdi.
    Lokman: “Aferin!” dedi, tam isabet. Bir canlının en temiz iki organı kalbi ve dilidir.”
    Yediler, içtiler, şükrettiler. Sabah olduğunda da her misafirin yaptığı gibi, yola revan oldular.
    Ne var ki yol kısa değil, Lokman aslında ava çıkmış gibi görünüyor; ama bu av sıradan bir yiyecek bulma avı değil. Hekimlik yolunda yeni bitkiler, ilaçlar bulma yolculuğu…
    Akşama yakın bir saatte bir başka kabile reisi de Lokman Hekim’e misafir olması için ısrar etti. İmkân varsa, davete icabet etmeli. Lokman Hekim de öyle yaptı. Yine akşam ve daha semiz bir koyun kesildi. Bu seferki imtihan daha zorluydu.
    Lokman, çırağına: “Haydi şimdi de koyunun en pis iki organını getir bana.” dedi.
    Çırak gitti, bir süre sonra yine kalp ve dille dönüp geldi.
    Uzattı kalp ve dili Lokman Hekim’e. İşte efendim, dedi, bir canlının en pis iki organı.
    Lokman: “Aferin dedi, sen sadece görünen, duyulan bilgilerle değil; aynı zamanda marifetle de donatmışsın kendini.
    Gerçekten de kalp ve dil, bir canlının hem en temiz, hem de en pis organlarıdır. Dil ve kalp dedikodu, fitne kaynağı haline gelmişse hem sahibini yer bitirir, hem de çevresinde tahribatlara yol açar. Kısacası, şer için işlese, kötülükler, tahribatlar kaynağı olur. Ama aynı organlar hayır için işlese, güzellikler, iyilikler merkezi olur.
    Dilini bir binek bil.
    Seni gül bahçelerine de götürebilir.
    Balçık deryalarına da sürükleyebilir.
    Kalbini kirli, paslı ya da parlak bir ayna bil.
    Bütün güzelliklere karşı kör de kalabilir
    Güneşle parlayan, güneşi yansıtan bir talihe sahip de olabilir
    İNSAN SEVGİSİ
    Kız gibi bir duyguyla sevdik biz insanları
    Acısını beynimize kazıdık
    Yüreğimizde yeşil tuttuk aşkını,
    Sevdalandık taşkınlıklarına zaman, zaman
    Oturup içerledik bazan garip düşlerine
    Etimizde kanattık yarasını bazan.

    Kız gibi bir duyguyla sevdik biz insanları
    Ne inançlarına aldırdık, ne ırklarına
    Aynı gözle gördük
    Karayı da, akı da
    Sarıyı da, kızılı da,
    Kutsal kitaplardan önce onlar vardı
    Ve hepsinin damarlarında dolaşan aynı kandı.

    Kız gibi bir duyguyla sevdik biz insanları
    Ağrısına em olduk, yasına ağıt
    Kutsamadık tabusal hiç bir masalını
    Tapınmadık anamıza
    Bizi dünyaya getirdi diye
    Ve eğilmedik önünde dokunulmazlıkların,
    Ekmekten, sevgiden, gelecekten gayrı
    Kız gibi
    Güzel bir duyguyla sevdik biz insanları.

    Mehmed Sarı

    Bir İslâm büyüğüne, mutasavvıf şairine insanı böyle tarif ettiren, onu "kainatın süzülmüş özü, varlık ve oluşların gözbebeği" olarak telakki ettiren irfan, İslâm irfanıdır. Bu irfanın kaynağı Kur'ân-ı Kerim'dir ve en kâmil insan örneği olan Fahr-i kâinat’tır. Bu kaynağa göre Allah Teâlâ insanı "Ahsen-i takvim üzere; yani yapı ve oluşların en güzeli, en mükemmeli içinde yaratmıştır. Ancak bu mükemmel yapı bir potansiyeldir, bir kabiliyettir, eskilerin deyişi ile bi'l-kuvvedir, onun fiil haline gelmesi, gerçekleşmesi insanın irade ve tercihine bırakılmıştır. İnsandan başka bütün varlıkların tekâmülü ilâhî kaderin çizdiği seyri takip eder, onu değiştirme iradesi ve cehdi varlığın kendisinden gelemez. İnsana ise muhtemelen "emanet" ile bu kastedilerek akıl ve irade verilmiştir, akıl ve irade ona bir yandan hürriyet, hür karar ve eylem alanı, diğer yandan yükümlülük ve sorumluluklar getirmiştir. İnsan akıl ve iradesi ile doğru da yapar yanlış da, günah da işler sevap da; egosuna, nefsine, güdü ve heyecanlarına, şehvet, gadap ve hırsına . da kul olabilir Allah'a da; meleklerden de üstün olur, hayvanlardan da aşağı .
    İşte insanın yaratılış itibariyle yapı ve özelliği (fıtratı) budur; insan bu fıtratta yaratılmıştır. Onu, fıtratı için mümkün olan en yüksek kemal mertebelerine ulaştıracak iki kanat iman ve amel-i sâlihtir. İman gaybedir (Allah'a, peygamberliğe, âhirete, ruha, yaratılışa, dirilmeye, hesaba, mizana, sırata, cennete, cehenneme .dir), Salih amel ise dünya hayatını, hür bir seçim ve tercih sonucu olarak, Allah'ın irade ve rızası doğrultusunda yaşamaktır. Allah'ın irade ve rızasının hangi konuda ne olduğunu öğrenmenin kaynağı Kur'an ve Sünnet, anlama ve yorumlama usulü ictihaddır. Bilenler ictihad eder, bilmeyenler bilenlere sorar ve gereğini yerine getirirler. Allah'a kul olmayan insanın hür olması mümkün değildir, hürriyetin ideal formülü "yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" şeklinde Fatiha Sûresinde ifade edilmiştir. Allah'tan başkasına itaat etmek ve başkasından yardım dilemek durumunda olan insan hür değildir; değişik şekillerde köledir. İnsan hak ve hürriyetleri insanın kendinden ve mahiyetinden değil, misyonundan, yüklendiği emanetten kaynaklanır; emaneti tevdi eden Yaratıcı, Rab, onu taşıyabilmek ve amacına ulaştırabilmek için gerekli bulunan hak ve hürriyetleri de bahşetmiştir; bu sebeple insan hak ve hürriyetleri vazgeçilmezdir, elden alınamazdır. İnsan hayat ve varoluşundan Allah'ı dışladığı, aşkın boyutu ile alâkasını kestiği an küçülür, düşer; et, kemik, beyin ve beyin fonksiyonlarından ibaret kalır, bu insan hayatının en büyük ziyanıdır. "Asra yemin olsun ki insan ziyandadır; ancak iman eden ve Salih amel işleyenler müstesna .". İnsanın maddî ve manevî teçhizatı, imkânları, kabiliyetleri "eşref-i mahlûkat" olduğunu ispat için, bu oluşu gerçekleştirsin diye verilmiştir; bu kabiliyet ve imkânlar fani dünya için, biyolojik ve psikolojik hazlar uğruna sarf edilirse, uçmak için verilen uçakla tarla sürmeye kalkışmışçasına bir ziyan, israf ve savurganlık yapılmış olur. "Yemin olsun ki o gün, nimetlerden sorguya çekileceksiniz!"
    İnsan değerini yalnızca insan olarak varoluşundan değil, varlığının amacını gerçekleştirme yolunda attığı adımlardan ve katettiği mesafeden alır.

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
insan değeri ile ilgili yazılar,  insanın değeri ile ilgili yazılar,  insan değeri ile ilgili kompozisyon,  insanın değeri ile ilgili yazı,  insanın değeri hakkında yazı
5 üzerinden 3.71 | Toplam : 7 kişi
islami Siteler Mumine