+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Bursanın ufak tefek taşları adlı türkünün hikayesi nedir ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Bursanın ufak tefek taşları adlı türkünün hikayesi nedir





  2. Galus
    Özel Üye





    Cevap: Türkünün Hikayesi

    Ula’nın düğünleri düğündür hani…
    Erkekler oğlan evinde yiyip içip yan gelirler; Kız evinde de eğlence gırla gider. Bağda üzüm toplayan, bahçede sebze çapalayan, tarlada tütün kıran kızlar, düğün günü güzellik suyuna batıp çıkmış gibi olurlar. Düğünlüklerini giyip, saçlarını tarayan kızlar, hurimelek kesiliverirler.
    Tef vurup cümbüş çaldı mı, kendinizi düğünde değil, periler ülkesinde sanırsınız. Kızlar salınır da, meydan kız görür. Bu yüzden, Datça’lı Durmuş:
    - Senin çocuk karamara ama, hayli şirin yahu diyenlere, göğsünü gere gere şu karşılığı verir:
    - E ee, ne olsa O’nun anası Ula’lıdır…
    Demesi o ki, Datça’lı Durmuş’un; Ula’nın havası suyu, güzellik ılıcasından daha etkilidir. Bundan olacak, Ula köylüklerinin köylüleri, oğullarını ortaokulda okusun diye, kızlarını yorgan-dikiş Öğrensin diye Ula’ya yollamanın yollarını ararlar.
    Çaydereli Osman, dayısıoğlu Nasuh Çavuşun gelin almasında Ula’ya geldi. Alay koca Marçal dağlarını aşıp Ula’ya geldiğinde, kız evinde çalgı-çengi sürüp gidiyordu. İlçenin genç kızları halka olmuş; “Ay alaylar bulaylar, temeli de süzgün alaylar” oyununu oynuyorlardı.
    Osman, hayat (havlu) kapısının yanındaki duvarın üstüne dikilip, oynayan kızlara bir göz gezdirdi. Gözleri bir kızın üzerinde mıhlandı kaldı. Hay bakmaz olaydı… Osman’ın gönlü ırmak olup, Balâ’ların kızı Gülayşe’ye akıverdi.
    Çaydere’li olanca gücüyle asıldığı halde, bakışlarını Gülayşe’den koparamıyordu. Sanki herkes Osman’ın kime, hangi duyguyla baktığını seziyordu. Osman ne gözlerine söz geçirebiliyordu, ne de gönlüne… Artık gönlüne kendi beyni değil, Gülayşe buyruktu. Gülayşe de ona bakmış gülümsemiş miydi ne? Osman gelin alayıyla birlikte Çaydere’ye dönerken “içimde bulgur kaynıyor, kafamda kireç söndürülüyor”, dediği zaman yanındaki Çiftçilerin Mehmet; “Osman mı anlamsız konuşuyor, ben mi anlamıyorum…” demekten kendini alıkoyamadı.O günden Öte Osman, Ula düğünlerinin çağrılmayan konuğu olmuştu. Çizmelerini parlatıp atına atlıyor, soluğa Ula’da alıyordu. Marçal dağlarında, “Kabaca pınarın dibindeki yatıra mum adayıp, Gülayşe’ye kavuşmak için dua etmeyi unutmuyordu.
    Çoğu düğünlerde Gülayşe’yi göremiyordu. Ama bir de gördü mü içinin tüm denizleri köpürüyordu. Yine böyle bir düğünde, Gülayşe’ye gel Ayşe diyecek cesareti toplayabilmek için, birkaç şişe rakıyı su gibi içti. Neydi o Öyle? Ayşe mi dönüyordu, dünya mı?
    Derken biri ilişti koluna:
    - “Gel be dost” dedi, “derdin var anlaşılan. Gel bizim meclisimize katıl.”
    Çaydere’li Osman, kendini Ula’lı gençlerin sofra kurdukları hasırın üstünde buldu. Herkes dostça bakıyordu kendisine, merhabalaştıktan sonra, bir kadeh sundular ona da. Dülger Bekirler’in Selver, bağlamasını düzenleyip, telleri üzerinde tezene gezdirirken sordu:
    - Merakımı bağışla Osman arkadaş, Ula düğünlerini kaçırmayışının nedeni ne ola ki?
    O güne dek bağlamayı eline bile almamış olan Çaydere’li Osman, birden irkildi. Yeniden doğmuş gibi oldu. Selver’in elinden bağlamayı aldı. O gün çalıp çağırdığı türkü, sevilen bir Ula türküsü olarak günümüze kaldı. Kuşkusuz yarına da kalacak.

    1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

    İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş, ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten, Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde anlatılmaktadır.







  3. Ziyaretçi
    ya çok güzel bir türkü hikayesi de beni duygulandırdı :.(







  4. Ziyaretçi
    ben dicle öğretmen ödev verdide çok uzun ne yapmalıyım

  5. Ziyaretçi
    sen bir tanesin

  6. Ziyaretçi
    Galus sana çok teşekkür ederim ödevime çok yardımcı oldun

  7. Ziyaretçi
    çok güzel bir türkü bursa yöresine ayittir

  8. Ziyaretçi
    ödev için gayet iyi

  9. Ziyaretçi
    çok güzel bir türkü vede hikayesi de çok güzel çok duygulandım ödev içinde süper

+ Yorum Gönder
bursanın ufak tefek taşları hikayesi,  bursanın ufak tefek taşları türküsünün hikayesi,  bursanın ufak tefek taşları türküsü,  bursanın ufak tefek taşlarının hikayesi,  bursanın ufak tefek taşları sözleri
5 üzerinden 3.28 | Toplam : 54 kişi
islami Siteler Mumine