+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden akılla inanç arasında nasıl bir ilişki vardır anlatınız ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    akılla inanç arasında nasıl bir ilişki vardır anlatınız





  2. Forumacil
    Özel Üye





    Cevap: inanç arasında n akılla asıl bir ilişki vardır anlatınız


    Esat Korkmaz

    Hakikat dünyaya şölenle gelmez;

    gözyaşının bedeli olarak

    hiçliğin karanlığından doğar.



    Bugün tektanrıcı dinler yükümlülüklerini yerine getirmek, çağdaş üretim koşullarında çalışan insanlar için taşınması olanaksız olmasa da çok zor bir duruma gelmiştir: Tam da bu nedenle tektanrıcı dinler yükümlülükleri yalnız akıldan değil, insanların yaşamından da kovulmuştur.

    Ortodoks zeminde, akıl kuraldır, inanç ise kural dışına çıkmaktır. Bâtıni zeminde hem akıl, hem de inanç kuraldır. Yine Ortodoks zeminde inancın özgüllüğü ile aklın evrenselliği uzlaşmaz bir çelişki oluşturduğundan her zaman ve her koşulda ikisi arasında bir çatışma kaçınılmazdır. Açılımın mantığı gereği inançtan akla atlayıp inancı akılla özdeş kılmak, inancı sulandırmak, inancın özelini ortadan kaldırmak anlamına gelir. Buna karşın Bâtıni zeminde inanç, aklın sonucunun yüceltilmesi olarak algılandığından ikisi arasında bir çatışma yaşanmaz. Çatışma yaşanmadığı için de inançtan akla atlayıp akıl alanını genişletmek-inanç alanını daraltmak, inançla aklı özdeşleştirmek anlamına gelmez; tam tersine inancı aklın sonucuna bağlamak; inanca, aklın nesnel sınırlarını aşamayacağını anımsatmak anlamına gelir. (1)

    Ortodoks algı ölçü alındığında din, sonsuzluk bilincidir; açıkçası bir tarihsizlik bilincidir. İnancın sonsuz özü ile bedenin-varlığın sonlu özü arasındaki çelişki yaşanmaya başladığında; sonlu öz, sonsuz öze ilişkin yargıda bulunmakta zorlanır, özün engelleri bilincin engelleri durumuna gelir. Böylesi bir durumda inanca tam teslimiyet söz konusu olursa insan kendini, bedeninin bilincine teslim eder. Kendini teslim ettiği bilinç özünde bilinç değil içgüdüdür. Bâtıni algı ölçü alındığında din, çevrim(devriye) bilincidir. Çevrim bilincinde sonlu bir şey yoktur, önsüzden(Hak’tan) sonsuza(Hakk’a) uzanan bir değişim-dönüşüm vardır.(2) İnsan değişen-dönüşen bütünün bir parçasıdır; parça bütünün bilincine sahiptir. Bu nedenle insan, bir engelle karşılaşmaksızın sonsuzluk bilincini taşıyabilir. Gizilgüç durumundaki nesnellik doğanın bütününde vardır; ne var ki bunu bir bilinç öğesi olarak taşıyan yalnızca insandır. Bu nedenle insan kendini gizilgüç kılınmış doğa, yani gizil nesnel gerçeklik olarak görmesi gerekir. Demek ki insan, Brahmanist tasarımda olduğu gibi hem öznel hem de nesnel gerçekliktir; özcesi Konuşan Tanrı’dır, yani Atman-Brahman’dır.(3)

    Ortodoks algıda din, insanın insansal güçlerini insanın doğasından kovar; onları bağımsız özler durumuna taşır ve varlık ötesinde ikamet eden bir tanrıya bağlar: Bağlanır bağlanmaz insanın ruhu, kafası ve yüreği de varlık ötesine uçar; beden Yeryüzünde başıboş dolaşır. Bâtıni algıda Tanrı, varlık ötesinde değil varlığın içinde ikamet ettiğinden insanın insansal güçleri, insanın doğasından uzaklaşmaz. Ötesinde doğasından uzaklaşan güçler varsa onları da doğasına çağırır. “İnsan nasıl düşünüyorsa, zihniyeti ne ise tanrısı da öyledir: İnsanın değeri ne kadarsa tanrısının değeri de o kadardır, daha fazla değil. Tanrı bilinci insanın öz bilincidir, tanrının idraki insanın kendini idrak etmesidir. İnsanı tanrısından ve tanrısını da insandan dolayı teşhis edersin; her ikisi de birdir… Tanrı insanın açığa çıkmış iç dünyası, kesinkes kendisidir; din insanın gizli değerlerinin merasimle açığa vurulması, en içten gelen düşüncelerinin itirafı, sevgisinin gizlerini alenen ikrar etmesidir…. Din insanın ilk ve de dolaylı özbilincidir. Bu yüzden din her yerde, insanlık tarihinde olduğu gibi bireyin tarihinde de felsefeden önce gelir. İnsan özünü içinde bulmadan önce kendi dışına nakleder. Kendi özü önce başka bir öz olarak kendisi için nesne olur… Din,… insanın kendine ya da daha doğrusu kendi özüne karşı davranışıdır ama kendi özüne karşı başka bir öz gibi davranmasıdır. Tanrısal öz insani özden ya da daha doğrusu insanın özünden başka bir şey değildir, bireysel yani gerçek, cisimsel insanın kısıtlılığından uzaklaştırılmış, nesnelleştirilmiş, yani insanın özünden farklı, başka bir öz olarak görülmüş ve tapılmış kendi özüdür; (4)

    Anlatılanlar nedeniyle Ortodoks inançta her ibadet uygulamasında insan, kendi özünü kendinden kovar, Bâtıni inançta ise her ibadet uygulamasında insan, kendi doğasıyla sevişir. Yüreğinin kapısını açık bırakır ki daha önce kovulanlar varsa girsinler diye.



    (1) Feuerbach, Ludwıg; Hıristiyanlığın Özü(Çeviren: Oğuz Özügül); Say Yayınları; İstanbul- 2008; Birinci Baskıya Önsöz; Sayfa: 9-10); “Akıl kuraldır, inanç kural dışına çıkmaktır. Bu yüzden en iyi durumda bile ikisi arasında bir çatışma kaçınılmaz olur, zira inancın özgüllüğü ile aklın evrenselliği birbirini tamamen tutmaz, doyurmaz, tersine özgür akıldan geriye bir fazlalık kalır ki bu fazlalık kendi için, inancın temeline bağlı akılla çelişki içinde, en azından özel anlarda duyumsanır. Böylece inançla akıl arasındaki ayrım psikolojik bir olgu haline gelir. İnancın özünü, içindeki inançla evrensel aklın birbirine uyduğu şey değil, inancın bu akıldan ayrılmasını sağlayan şey temellendirir. Özellik inancın tuzu biberidir, bu yüzden içeriği yüzeysel olarak da çoktan özel, tarihsel bir zamana, özel bir yere, özel bir isme bağlanmıştır. İnancı akılla özdeşleştirmek, inancı sulandırmak, farkını yok etmek demektir…”



    (2) Bâtınilikte Hak, yokluktaki, hiçlikteki Mutlak Tanrının, güzelliğin görülmeye olan eğilimi sonucu dönüşüme uğramasıyla beliren ve kendi ayrımında olan simgesel gizil tanrı’dır. Bâtınilikte varlıklar ya da insan, “devir” ya da “çevrim” adıyla anılan uzun bir yolculuğa çıkar. Işığın dönüşümleri biçiminde inanca taşınan, önce tanrısal kaynaktan uzaklaşma (kavs-i nüzul) daha sonra tanrısal kaynağa yükselme(kavs-i uruc) eğrilerinden oluşan bu yolculuk özgün şiirlere konu olur.



    (3) Atman, Brahmanizmde, simgesel anlamda, öznel gerçeklik olarak algılanan ruh ya da saf bilinç olarak algılanan insanın en yüksek bölümüdür. Eski Hint dini Brahmanizmde atman ruh ve brahman madde anlamındadır. Bu bağlamda atman, öznel gerçekliği, brahman ise nesnel gerçekliği dile getirirBrahman, Hint inanışında nesnel gerçekliğin kimliklendirilmesi biçiminde anlaşılan, tüm doğanın tanrısal ve maddesel niteliğini simgeleyen mutlak varlık; tüm evrenin simgesel ana ilkesi, temel kaynağı, ruhudur. Bilinçdışını tasarımlayan bir terimdir, buna karşın Atman ise bilinçsel benliği tasarımlar. Yani, bilinçten bağımsız olanı dile getiren Brahman nesnel gerçekliği (maddeyi), bilinçsel benliği tasarımlayan Atman öznel gerçekliği(ruhu) simgeler. Brahmanizme göre, başlangıçta yalnızca brahman vardı; o her şeyi yarattı; o her yerde, önde, arkada, solda, yerde ve gökteydi. Atman-Brahman, öznel gerçeklik ile nesnel gerçekliğin toplamı olarak algılanan mutlak gerçeklikti.







+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
akılla inanç arasında nasıl bir varlık vardırakılla inanç arasında nasıl bir varlık vardırakılla inanç arasında nasıl bir varlık vardır
5 üzerinden 3.25 | Toplam : 4 kişi
islami Siteler Mumine